Karadeniz Turları

 

     

          


                                                    GÜLBAHAR HATUN CAMİ

           

Trabzon’un tarihi zenginlikleri arasındaki Gülbahar Hatun Camisi, şehir merkezinde bulunmasından dolayı kolay bir ulaşıma sahip olup caminin yakınlarında birçok otel bulunmaktadır.

 

Yavuz Sultan Selim, annesi Gülbahar Hatun için yaptırdığı camidir. İlk yapıldığı dönemde külliye özelliği taşımakta olup; medrese, imaret, hamam, türbe, mektep ve Darü’l-Kurra külliyenin parçalarını oluşturmaktaydı. Günümüze ise sadece türbe ile cami sağlam bir şekilde gelebilmiştir.

 

Trabzon’da tatil yapmayı planlıyorsanız, gezilecek yerler listenize Gülbahar Hatun Camisi’ni de dahil etmenizi öneririz. Atapark olarak adlandırılan bölgede bulunan cami, ince mimarisiyle ve iç dekorasyonuyla sizleri mistik bir atmosferin içine hapsedecek. Tatilinizin planlarını yaparken, Gülbahar Hatun Camisi yakınındaki otelleri ve otel fiyatlarını internet üzerinden araştırmayı unutmayın.

 

Diğer taraftan Sümela Manastırı, Peristera Manastırı, Çal Mağarası, Kızlar Manastırı, Trabzon Ayasofya Müzesi ziyaret edeceğiniz noktalar arasında olabilir. Uzun bir tatilde tertemiz Karadeniz havasını içinize çekerek gezeceğiniz yerleri fotoğraflamayı sakın unutmayın.

                                                               TRABZON KALESİ               TRABZON KALESİ

Karadeniz’in en heybetli yapılarından biridir Trabzon Kalesi. Bu güzel şehri keşfetmeye karar verdiyseniz, Trabzon Kalesi yakınındaki otellerin birinde konaklamanızı öneririz. Trabzon Kalesi yakınında birçok otel bulunmaktadır ve otel fiyatlarını internet üzerinden araştırabilirsiniz.

 

Şehrin en yüksek tepesinde bulunan kale, yıl içerisinde yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Şehrin arkalarında, deniz kenarına bakan kale üç bölümden meydana gelmektedir. Yukarı Hisar, Orta Hisar, Aşağı Hisar…

 

Yukarı Hisar, kalenin iç tarafını oluşturur, Orta Hisar iç kalenin devamı niteliğindedir ve Aşağı Hisar ise İskender Paşa Çeşmeleri, St. Andrea Kilisesi ve Tophane Hamamı gibi birçok tarihi yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Hem bulunduğu bölgenin tarihini yansıtan hem de manzarasıyla görenleri büyüleyen kale şehir merkezinin yukarısında bulunduğu için kolay bir ulaşıma sahiptir.

 

Trabzon Kalesi’nde bir taraftan yeşilliklere, diğer taraftan denizin hırçın dalgalarına şahit olacaksınız. Kale gezinizin ardından Sümela Manastırı, Trabzon Ayasofya Müzesi ve Peristera Manastırı ziyaret edeceğiniz noktalar arasında olabilir.

 

                        TRABZON AYASOFYA MÜZESİ

TRABZON AYASOFYA MÜZESİ                                           

Karadeniz’in vazgeçilmez bir parçasıdır Trabzon. Özellikle doğal güzellikleriyle bilinse de tarihi yapılar açısından da oldukça önemli bir yapıya sahiptir.

Karadeniz turuna çıkmayı planlıyorsanız ve turunuza Trabzon’u keşfetmek de varsa Trabzon Ayasofya Müzesi’ni mutlaka görmelisiniz. Trabzon Ayasofya Müzesi yakınında birçok otel bulunmaktadır. Bölgedeki otelleri ve otel fiyatlarını internet üzerinden araştırabilirsiniz.

Müze binası, Ayasofya Mahallesi’ne bulunmaktadır ve yapımı sırasında kilise olarak inşa edilmiştir. Şehri ziyarete gelen turistlerin ilgisini çeken yapı, 1461 yılında camiye çevrilip, Birinci Dünya Savaşı yıllarında depo, hastane ve sonraki yıllarda yine cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Müze binasına Evliya Çelebi, Pitton de Tournefort ve Hamilton gibi ünlü isimler büyük önem vermiştir.

Günümüzde turizmde oldukça önemli bir yeri vardır. Trabzon Ayasofya Müzesi geç Bizans kiliseleri arasında eşine az rastlanır bir mimariye sahiptir. Trabzon’un en çok ziyaret alan noktalarından biri olan müzeyi ziyaret ettikten sonra Sümela Manastırı’nı, Çal Mağarası’nı, Kızlar Manastırı’nı, Peristera Manastırı’nı ve Kaymaklı Manastırı’nı keşfetmek için yola koyulabilirsiniz.

                              SÜMELA MANASTIRI

 SÜMELA MANASTIRI

Karadeniz’in eşsiz güzellikteki doğasının bir parçasıdır Sümela Manastırı ve Trabzon-Maçka’nın Altındere Köyü’nde bulunur.

Sümela Manastırı iki keşişin aynı gece ve aynı rüyayı görmelerinin bir eseri olarak bilinir. Tam olarak yapım tarihi bilinmese de M.S. 365-395 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir. Sümela Manastırı, mimarisiyle, freskleriyle göz doldurur ve gören herkesi kendine hayran bırakır.

Bir Karadeniz tatili planlıyorsanız eğer Trabzon Karadeniz’in en güzel noktalarından biridir.

Özellikle Sümela Manastırı yakınında bulunan otellerde konaklarsanız hem bu eşsiz yapıyı görüp gezmiş olursunuz hem de Trabzon’un diğer güzelliklerini keşfedersiniz. Yeşilin en güzel tonlarını sırayla gözler gözler önüne serer Trabzon.

Sümela Manastırı’ndaki Meryem Ana figürleri, İncil’den resimler fazlasıyla dikkatinizi çekecek. Trabzon’da bulunan Peristera Manastırı ve Trabzon Ayasofya Müzesi’ni de gezi listenize ekleyerek hem tarihi bir yolculuk yaşarsınız hem de keyifli anlar…

 

 

                                                 CÜNEYDİ BAĞDADİ H.Z

CÜNEYDİ BAĞDADİ HZRETLERİ

 Evliyânın büyüklerinden. İsmi Cüneyd, babasının ismi Muhammed’dir. Künyesi Ebü’l-Kâsım’dır. Tasavvuf ehlinin çok tanınmışlarından olduğu için Seyyid-üt-Tâife yâni tasavvuf büyüklerinin seyyidi, efendisi diye meşhurdur. 822 (H.207)de Nihâvend’de doğdu, 911 (H.298)de Bağdât’ta vefât etti.

Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Cüneyd-i Bağdâdî, Süfyân-ı Sevrî’nin mezhebinde yetişti. Tasavvuf ilmini dayısı Sırrî-i Sekâtî’den öğrendi. Fıkıh, tefsir, hadis gibi ilimleri İmâm-ı Şâfiî’nin talebesi Ebû Sevr’den öğrendi. Ayrıca Hâris-i Muhâsibî, Muhammed Kassâb ve başka zâtların da sohbetinde bulundu. Hocası, aynı zamanda dayısı olan Sırrî-i Sekâtî ile hacca gitti. Mescid-i Harâm’da dört yüz kadar âlim zât şükür hakkında konuşuyordu. Herbiri şükrü târif ve îzâh ettiler. Hocası Sırrî-i Sekâtî ona; “Şükür hakkında bir îzâh da sen yap.” dedi. Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdâdî; “Şükür, Allahü teâlânın ihsân ettiği nîmet ile O’na isyân etmemek, O’na isyân için ihsân ettiği nîmeti kullanmamaktır.” buyurdu. Orada bulunanların hepsi bu cevâba sevinip; “Seni tebrik ederiz. Maksadı en güzel şekilde ifâde ettin.” dediler.

İlim ve mârifette yüksek dereceye yükselmiş olan Cüneyd-i Bağdâdî, Resûlullah efendimizin mânevî işâretiyle ilim öğretmeye başladı. Cüneyd-i Bağdâdî, bu husûsu şöyle anlattı:

Hocam Sırrî-i Sekâtî dâimâ bana; “İlim meclisi kur, insanlara ilim öğret, nasîhat et.” derdi. Ben ise kendimi bu işe lâyık görmezdim. Bir Cumâ gecesi Resûlullah efendimizi rüyâda gördüm, bana; “İnsanlara anlat.” buyurdu. Uyandım, sabah erken hocamın kapısına varıp çaldım. Açınca; “Peygamberimiz söylemeden bana inanmadın.” dedi. O sabah ilim meclisi kurup insanlara anlatmaya başladım.

Ders vermeye başlayınca, şöhreti git gide yayıldı. Hıristiyan bir genç bir gün ilim meclisinin kenarına gelip durdu. Fakat üzerinde Hıristiyan elbisesi yoktu. Cüneyd’e hitâben; “Efendim Resûlullah’ın (aleyhisselâm); “Mü’minin firâsetinden korkunuz. Çünkü o, Allahü teâlânın nûru ile bakar” buyurmalarının hikmeti nedir?” diye sorunca; “Belindeki zünnârı (Hıristiyanlara âit alâmeti) çıkar ve Müslüman ol, Müslüman olmak zamânı geldi.” cevâbını verdi. Bu cevap üzerine onun büyüklüğünü anlayan genç, hemen belindeki zünnârı çıkarıp attı ve Müslüman oldu.

Din ve fen ilimlerinde çok yüksek, zamânının büyüğü olan Cüneyd-i Bağdâdî, binlerce talebe yetiştirdi. Talebeleri arasından pekçok velî çıktı. Yaya olarak otuz defâ hacca gitti. Çok kerâmetleri görüldü. Bir defâsında Cüneyd-i Bağdâdî’nin gözleri ağrıdı. Doktor çağırdılar. Gelen Hıristiyan doktor muâyene edip gözlerine su değdirmemesini söyledi. Cüneyd-i Bağdâdî; “Su değdirmeden nasıl abdest alırım?” deyince doktor; “Gözleriniz size lâzım ise su değdirmeyeceksiniz!” dedi. Cüneyd-i Bağdâdî abdest alıp namaz kıldı ve namazdan sonra bir müddet uyudu. Uyandığında gözlerinde ağrı kalmamıştı. O anda bir ses duydu ki;“Sen bizim için gözlerini fedâ etmen sebebiyle o ağrıyı senden giderdik.” diyordu. Bir zaman sonra Hıristiyan doktor tekrar gelip gördü ki Cüneyd-i Bağdâdî’nin gözleri tamâmen iyileşmiş. Hayret edip; “Nasıl yaptın da iyi oldu?” dedi Cüneyd-i Bağdâdî olanları anlatınca, Hıristiyan doktor onun elini öpüp Müslüman oldu ve dedi ki:“Esas ağrıyan göz sizin değil, benim gözlerimmiş!”

Hayâtını ilim öğrenmek, öğretmek ve Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için sarf eden Cüneyd-i Bağdâdî, vefâtına yakın mahzûn ve üzgün bir hâldeydi. Talebeleri onun bu hâlini görüp; “Efendim bizim ümidimiz, sizin şefâatiniz bereketiyle kurtulmaktır. Sizin ise üzüntülü ve ızdıraplı bir hâliniz var. Bu hâliniz yüreğimizi parçalıyor!” dediler. Bunlara hitâben; “Ey dostlarım! Ben yaptığım ibâdet ve tâatımın ve sizlere hoca olmakla kazandıklarımın hepsinin bir kılla asılmış olduğunu ve rüzgâr esmesiyle bir tüy misâli sallandığını hissediyorum. Bu esen rüzgârın red rüzgârı mı yoksa kabul yeli mi olduğunu bilmiyorum!” buyurdu. Biraz sonra “Allah!” diyerek rûhunu teslim etti. 911 (H.298)’ de 91 yaşındayken vefât eden Cüneyd-i Bağdâdî, Bağdât’ta hocası ve dayısı Sırrî-i Sekâtî’nin kabri yanına defnedildi. Kabri, sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir.

Son derece ihlâs sâhibi olan Cüneyd-i Bağdâdî, bütün güzel huyları kendinde toplamıştı. Otuz sene cemâatle namazda ilk tekbiri kaçırmadı. Namazda kalbine dünyâ düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardı. Dâimâ Allahü teâlâyı hatırlar her gün 400 rekat namaz kılardı. Otuz yıl yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibâdetle meşgul oldu.

Nasîhatleri ve hikmetli sözleri pekçoktur. Buyurdu ki: 

İnsanları Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak yol, yalnız Muhammed aleyhisselâmın yoludur. Bundan başka olan dinler, inançlar, rüyâlar çıkmaz sokaktır. İnsanı saâdete kavuşturmazlar. Kur’ân-ı kerîmin emir ve yasaklarını öğrenmeyen ve hadîs-i şerîflere uymayan kimse, câhil ve gâfildir. Buna uymamalıdır.

Müslüman temiz toprağa benzer. Temiz toprağa her şey atılır, ezilip hakâret görür. Lâkin ondan hep güzel, temiz, faydalı şeyler çıkar.

Bir kimsede hilm (yumuşaklık), alçak gönüllülük, cömertlik ve güzel ahlâk bulunursa, bu dört haslet o kimsenin yüksek makamlara kavuşmasına sebeb olabilir. Bunlar, îmânın kemâlidir.

İlim kendi haddini bilmektir.

Tasavvuf kalbi temizlemektir.




HAKKINDA YAZILANLAR


Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri 

Bağdat’ın genç hatibi
Cüneyd 7-8 yaşlarındadır. Bir gün babasını ağlarken görür.
-Neler oluyor baba?
-Dayına (Sırriyi Sekati Hazretlerine) zekât için bir kaç gümüş yolladım, almadı. Yoksa ben ömrümü Allah adamlarının beğenmediği şeyleri kazanmak için mi geçiriyorum?
-Müsaade edersen bir de ben deneyeyim.
-Alacağını zannetmem ama sen bilirsin.
Nurlu çocuk dayısına gider ve gümüşleri uzatır. Büyük veli hem gülümser, hem elini çeker. “Hayır Cüneyd” der, “alamam”.
-Adl edip babama emreden ve ihsan edip seni serbest bırakan Allah (Celle Celalüh) için al!
Sırriyi Sekati tutulur kalır. Şiir gibi bir cümle, içinde bin mânâ. Büyük veli kucağını açar, “Hem gümüşleri kabul ettim” der, “hem de seni!”
Edipler parmak ısırır
Sırriyi Sekati Hazretleri bu cevheri çok sever. Çünkü o, en girift meseleleri bile berrak bir şekilde ifade eder. Onu yanından ayırmaz olur hatta birlikte hacca giderler. Bir ara Hicaz âlimlerinin oturduğu bir meclise katılırlar. Mevzu şükürdür. 400 âlim şükrü en veciz şekilde tarife çalışır. Tam dağılacaklardır ki içlerinden biri “Durun hele” der “küçükbeye sormadık” Cüneyd “Şükr Allah-ü teâlâ’nın ihsan ettiği nimetlerle ona isyan etmemektir” der ki o ana kadar yapılan tariflerin en mânâlısıdır.
Cüneyd ibadetten tarifsiz bir lezzet alır ve geceleri asla uyumaz. Bir yandan Sırriyi Sekati’nin sohbetleriyle hâllere ve sırlara kavuşurken, diğer yandan İmam-ı Şafii’nin talebelerinden fıkh ve hadis öğrenir. Ancak muhteşem ilmine rağmen kürsüye çıkmaz. Ta ki rüyasında Resulullah Efendimizi (Sallallahü aleyhi ve sellem) görünceye kadar. Server-i Kainat, ona “Ey Cüneyd insanlara nasihat et” buyururlar, “Zira sözlerin ferahlık vericidir. Allah-ü teâlâ seni insanların kurtuluşuna vesile kıldı.”
İşte o günden sonra vaaza başlar ve Bağdatlı Cüneyd, Cüneyd-i Bağdadi olur.
Berberin ihlâsı
Birisi ona gelir sorar: “İhlâsı kimden öğrendiniz?”
-Mekke-i Mükerreme’de harçlıksız kalmıştım. Basra’dan para bekliyordum ama gelmemişti. Saçım sakalım çok uzamıştı. Bir berbere girdim “Peşin peşin söyliyeyim param yok” dedim, “Allah rızası için saçlarımı düzeltebilir misin?” Berber o anda mevki sahibi birini traş etmekteydi. Onu bırakıp bana başladı. Adam itiraz etti. Berber “Kusura bakmayınız efendim” dedi, “sizi ücreti mukabilinde traş ediyorum. Ama bu genç Allah rızası için istedi” Berber dahasını da yaptı, bana harçlık verdi. Aradan birkaç gün geçti, beklediğim para geldi. Ona bir kese altın götürdüm. “Asla alamam” dedi, “İnan Allah’ın rızası, daha değerli”
Meclisine gelenlerden biri mübareği denemek ister. Aklınca zor bir soru hazırlar ve sorar. Mübarek “sözle mi cevap verelim” der, “yoksa halle mi?”
-İkisi de olsun.
-Eğer kendi kendini deneseydin, bizi denemeye lüzum görmezdin. Kalbindeki değişimi de mi farketmedin?
-Peki hâl ile cevabınız nasıl olacak?
-Yüzüne bak anlarsın.
Adam aynayı eline aldığında kendini tanıyamaz, çünkü yüzü simsiyahtır. Üstelik bu yola olan muhabbetinden eser kalmamıştır ki bu tard oldu demektir. Büyükleri incitmek böylesine korkunç bir cürettir işte.
Aradığına bağlı
Adamın biri Cüneyd-i Bağdadi’ye gelip “Nerede o eski kardeşlikler” der, “Hani, Allah için sevenler?”
-Eğer sıkıntılarına katlanacak birini arıyorsan bulamazsın ama sıkıntılarına katlanacağın dostlar arıyorsan çoktur.
Cüneyd-i Bağdadi’nin talebelerinden biri şeytanın vesveselerine kapılıp kemâle geldiğini zanneder. Birbirinden cazip rüyalar görmeye başlar ve bunları arkadaşlarına da nakleder. Cüneydi Bağdadi Hazretleri onun durumuna çok üzülür. Talebesinin ayağına kadar gider ve “Eğer rüyanda seni cennete götürürlerse üç defa ‘La havle...’ oku” diye tenbih eder. Hakikaten o gece rüyasında onu alıp cennete götürürler. Aklına hocasının sözü gelir. “La havle...” okuduğu anda kendini çöplükler, pislikler içinde bulur. İçine düştüğü durumu anlar ve tevbe eder. Mübârek, “Herkese bir mürşid-i Kâmil lâzımdır” der “aksi halde mel’ûn şeytan musallat olur ve oyuncak eder.”
Talebelerinden biri sorar: “Hiç ibadet ve tâat yapmadan Allah’ın (Celle Celalüh) lütfuna kavuşmak mümkün müdür?
-Zaten gelen bütün nimetler Allah’ın lütfudur. Bizim gibi acizlerin ibadetlerinden ne olsun.
Son nefes, zor nefes
Mübarek vefat edeceği gün çok korkulu ve üzgündürler. Yüzleri kül gibi olmuş rengi uçmuştur. Talebeleri bu halden çok ürkerler. Hatta içlerinden biri “Aman efendim” der, “biz sizin şefaatiniz ile kurtulmayı ümid ediyoruz. Eğer siz bu kadar sıkıntı çekerseniz bizim halimiz nice olur?
-Ey dostlarım yetmiş yıllık ibadetimi kıldan ince bir ipe astılar. Kâh o yana, kâh bu yana sallanıyor ve ben bu esintinin kabul yeli mi, red rüzgârı mı olduğunu bilemiyorum.
Naaşını yıkayan talebesi su ulaştırmak için mübarek gözlerini aralamaya çalışır. Melekler dile gelir, “Kendini yorma” derler, “Cüneydin gözü Allah’ın zikri ile kapanmıştır ve onun didarını görmeden açılmaz.”
Talebelerinden biri onu rüyasında görür. Merakla sorar: -Efendim, Allah-ü teâlâ size nasıl muamele etti?
-İlim ve marifet dolu sözlerimin hiçbir faydası olmadı. Sadece gece kıldığım namazlar imdadıma yetişti.

 

 

                                                                                     UZUN GÜL   (ŞERAH)

 UZUN GÖL

 

Trabzon’a 99 km ve Çaykara ilçesine 19 km uzaklıkta, deniz seviyesinden 1090 m yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır.

 

Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl, “Uzungöl” olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir. Özellikle yakınındaki “Şerah” köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar özelliktedir.

Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir.

Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlardaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı vardır.

Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, kafkas dağ horozu gibi çeşitli hayvan türleri barınmaktadır.

Haldizen deresi vadisinde, heyelan sonucu dere yatağının tabii baraj şeklinde kapanması sonucu oluşan göl, çevresindeki ladin ormanları ile çekici bir peyzaj sergiler, Göl kıyısında yer alan Uzungöl yerleşmesi belediye teşkilatına sahip olup, alt yapı çalışmaları devam etmektedir. Trabzon'dan ulaşım, Çaykara'ya kadar 76 km, asfalt ve sonra da 19 km lik stabilize yol ile sağlanmaktadır. Çaykara·Uzungöl yol bağlantısının ıslah edilmesi gerekmektedir.

Gölün su sathı, mevsiminde gelen su miktarı ile bağımlı olarak cüzi farklılıklar gösterir ise de, genelde boyu 1000 metre, eni 500 metre, derinliği ise 15 metre civarındadır. Gölde alabalık yaşamaktadır. Belediye tarafından hazırlanmış 1/ 2000 uygulama imar planı bulunduğu ifade edilen yerleşmede; geleneksel ahşap yayla yapılarının kuzeybatı yönündeki çayırlık yamaçlardaki konumundan, beton yapılarının kuzeybatı yönündeki çayırlık yamaçlardaki konumundan beton yapılar şeklinde göl kıyısına inmekte olduğu müşahade edilmiştir.Turizm Merkezi olarak belirlenen alanın ilgi odağı olan göl çevresinde topografya, yerleşme alanını sınırlamaktadır.

Bu nedenle kuzeybatıda belirlenen turizm yerleşme alanları ise kot farkı nedeniyle daha düşük rakımlarda kalmaktadır. Bu alanlarda yer alması düşünülen Konaklama tesislerinin göl ve civarını günübirlik, aktiviteler için yoğun şekilde kullanmak isteyecekleri muhakkaktır. Bu durumda, Turizm Merkezi gelişmesinin sağlıklı ve başarılı olabilmesi için göl çevresindeki yapılaşmanın kesinlikle kontrol altında tutulması gerekmektedir. Gölün Çaykara yönünden girişi bugünden büyük  yapılarla (cami ve okul) kapatılmış durumdadır. Güneydoğuda yer alanda ise yapılaşma hızla artmaktadır.

Halen gölün güneyinde, Haldizen deresi yanında yer alan özel sektör tarafından yapılmış bulunan 52 yatak kapasiteli ahşap bungalovlardan oluşan tesis başarılı bir uygulama olarak dikkat çekmektedir.
Güneye doğru uzayıp giden Haldizen deresi vadisi büyük doğa zenginliklerine sahiptir. Uzungöl'e yaklaşık 10 ile 20 km mesafede dağların yüksekliklerinde yer alan 10' kadar ufak göl yöredeki aktivite zenginliğini arttırmaktadır. Uzungöl'e bugün bile yabancı gruplar gelerek mevcut tesiste konaklamakta ve güneydeki göllere doğa içinde yürüyüşler yapılmaktadır.


                                                                                  AMİSOS TEPESİ SAMSUN


 



AMİSOS TEPESİ

 

Samsun’a gittiğiniz bir gün Amisos Tepesi’ne mutlaka çıkmanızı öneririz. Şehrin en yüksek tepesi olan Amisos, muhteşem manzarasıyla hem hafızanıza kazınacak hem de fotoğraf karelerinize yansıyacak. Amisos Tepesi şehir merkezine 4 kilometre uzaklıktadır.

 

Yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisi gören tepe Bakuthane olarak adlandırılan bir bölgede bulunmaktadır. Tepeye yapacağınız yolculuk bir hayli eğlenceli olacak; çünkü yolculuğunuzun yarısı muhteşem bir manzaraya şahit olacağınız teleferikte geçecek. Teleferikte fotoğraf çekme fırsatını sakın kaçırmayın.

 

Samsun’a niçin giderseniz gidin Amisos Tepesi’ni mutlaka ziyaret etmelisiniz. Amisos Tepesi yakınındaki oteller tüm hizmetiyle sizleri konuk etmeye hazır. Amisos Tepesi yakınında bulunan otelleri ve otel fiyatlarını inceleyerek bütçenize uygun bir otelde rezervasyonunuzu gerçekleştirebilirsiniz.

 

Otellerin çoğu şehir merkezinde bulunmaktadır. Bu sayede şehrin gezilecek yerlerine kolaylıkla ulaşabileceksiniz. Amisos Tepesi’nde şehri seyrederken denizin maviliğini ve çevrenin yeşilliğini bir arada görmek sizleri farklı bir dünyaya sürükleyecek.














 


 











.:: Mescidi Nebevi ::.

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

.:: Mescidi Haram ::.

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

online Destek